Maltepe’nin unutulmazı “Mahallenin Muhtarları”

Maltepe Belediyesi tarafından yayımlanan kültür, sanat ve edebiyat dergisi İstasyon Dergisi’nin son sayısında yıllarca Maltepe’de çekilen unutulmaz dizi “Mahallenin Muhtarları” dizisi de yer alıyor.

 Maltepe’nin unutulmazı “Mahallenin Muhtarları”

Maltepe Belediyesi tarafından yayımlanan kültür, sanat ve edebiyat dergisi İstasyon Dergisi’nin son sayısında yıllarca Maltepe’de çekilen unutulmaz dizi “Mahallenin Muhtarları” dizisi de yer alıyor.

İşte o günleri anlatan, yaşanan o güzel duyguların kağıda döküldüğü Kandemir Konduk ve Erkan Can’nın yazdıkları.

Erkan Can “Bir mahallesi olmalı insanın”

Mahallenin Muhtarları” çok önemli bir diziydi. Tıpkı o dönem çekilen diğer diziler gibi, bir mahalleyi anlatan ve bir mahalle metaforundan ülkeyi anlatan bir diziydi. Bir sürü değerlerin olduğu, değerlerimize sahip çıkıldığı, komşuluk ilişkileri, büyük-küçük ilişkisi, hep birlikte yaşama ilişkisi açısından çok önemliydi, “Mahallenin Muhtarları”.

Tabii ki bütün bunların yazarı Kandemir Konduk’tu… Kandemir Abi, bunların hepsini hesaplayarak yazdı, çizdi. Bizler de oynadık. İçinde kötülüğün olmadığı, kötü hiçbir şeyin var olmadığı, olsa bile onun bir şekilde senaryo gereği mahalle tarafından bertaraf edildiği ve bunun gibi bir sürü şey söyleyebiliriz. O açıdan “Mahallenin Muhtarları”, çok hümanist bir diziydi. Kavga yok, gürültü yok olsa bile bunların hepsi sonunda bir şekilde neşeyle ve güzellikle tatlıya bağlandığı bir hikâye… Şimdiki dizilerde bunun birçoğu yok. O açıdan “Mahallenin Muhtarları” çok önemli bir diziydi, dile kolay 12 sene oynadık.

Konservatuvardan yeni mezun biri olarak Bakırköy Belediye Şehir Tiyatroları’nda oynuyordum. Uzun metrajlı bir dizide ilk defa başrol geldi ve kamera oyunculuğunu ilk olarak “Mahallenin Muhtarları”nda gerçekleştirdim. 12 sene sürdü ve bugünkü kariyerimin temelidir. Bugünkü durumumu “Mahallenin Muhtarları”na borçluyum aslında.

Artık mahalle kavramı da bitti bence. Belki birkaç yerde vardır ama o da yavaş yavaş bitmek üzere. Çünkü ben de bir mahalle kültüründen gelmekteyim. O zamanlar herkesin bir mahallesi vardı. Aynı “Mahallenin Muhtarları”nda olduğu gibi herkes herkesi tanır, herkes birbirine yardım eder, kavga etseler bile her şey sonunda iyi biter, barışılır. Herkesin böyle bir mahallesi vardı. Acıbadem Yıldızbakkal Mahallesi, benim 30 yıllık öğrencilikten bu yana gidip geldiğim bir mahalledir. İstanbul’daki mahallem artık orası… Ama orayı bulana kadar İstanbul’da çok bocaladım. Daha sonra Acıbadem Yıldızbakkal benim mahallem oldu. Şu anda orada herkesi tanıyorum ve herkes de beni tanır. Köşe başında oturur, herkes oraya gidip gelir, hal-hatır sorulur ve herkes güleçtir. Beni de mahalleden sayarak içlerine aldılar.

Kendi dönemimde güzel bir çocukluk geçirdim. Bu da mahallelerimiz sayesinde oldu. Böyle mahalleler tekrardan geri döner mi diye düşününce ilerleyen zamanlar için hiç sanmıyorum. Çünkü dünya ve ülke başka bir yere gidiyor. O kültürün kalmadığı bir yere… Çağ değişiyor, çağ başka yere gidiyor. Bunların hepsinin temelinde ekonomik nedenler var. Ekonomi ve aynı zamanda ülkenin yöneticileri… Dünyaya ayak uydurmaya çalışmak… Her şeyin temeli, gidiyor geliyor sonunda ekonomiye dayanıyor. Ülkenin ekonomik şartları, ekonomik durumlarından dolayı mahalle kültürü ortadan kalktı. Şimdi ise kimse kimseyi tanımıyor.

63 yaşında biri olarak, bu kültürü benim jenerasyonum ve öncesi bilir. Komşuların kapıları açıktı, biz içeri girer, ekmeğimizi yer, suyumuzu içerdik. Ya da arkadaşımızın annesi kendi oğluna ne veriyorsa bize de aynı şeyleri verirdi. Bizler de yerdik. Mahallemizin içinde oynardık. O mahalleden dışarı çıkmazdık. Çünkü herkes birbirini tanırdı. Orada çocuklardan biri kötü bir şey yaptıysa, o haber annesine babasına gitmeden mahalle içinde o mesele halledilirdi. Biraz azarlanır, kızılır ama sanki kendi babasından azar işitiyormuş gibi samimiyetle yapılırdı. Bunların hepsi de tatlı, güzel, yumuşak, estetik bir biçimde olurdu. Bu kültür maalesef kalmadı.
Bunların yok olması ve kaybolması, ülkenin siyasi, ekonomik ve kültürel durumuyla doğrudan alakalıdır.


Kandemir Konduk “Herkes kendi yaşamdından bir parça buldu Mahallenin Muhtarları’nda”…

“Mahallenin Muhtarları” isimli dizimiz öncelikle orta sınıf denilen ve bugün olup olmadığı tartışılan halk kesiminin yaşantısını yansıtan, komedi yanı da olan bir diziydi. On yıl süren ve 340 küsur bölümün Maltepe’de çekilmesi, hem konuya yatkın atmosfer oluşturduğu için hem de Maltepe halkının sıcak, sevecen yaklaşımı nedeniyle çekim ekibi ve hepimiz için büyük bir şanstı. Evindeki vatandaştan Maltepeli esnafa kadar herkes ekibe kolaylık gösteriyor, yardımcı oluyordu. Sanırım dizideki konulara kendilerini yakın hissetmeleri de etkiliyordu onları. Örneğin, bugün ekranlardaki gibi, her bölümde tabancaların patladığı, peş peşe cinayetlerin işlendiği, kadın-erkek herkesin kötülük düşündüğü bir dizi yapsaydık hem Maltepelilerden hem de Türk seyircisinden bu ilgiyi göremezdik.

Bizim dizide Temel’in, Muhtar’ın, Şirin’in, Şoför Ali’nin, Kuaför Behiye’nin, Handan Hanım’ın, Deli’nin, Müzevir Müzeyyen’in yaptıklarını izlerken, sosyal sorumluluk çizgisinde de sözel ve görüntüsel mesajlar vardı. Örneğin, kitap okuma kampanyası, cüzzamla savaş, kadın hakları savunucusu KADER’in çalışmaları, alkol ve trafık kazaları, Atatürk’ün kurduğu Türk Hava Kurumu için çalışmalar gibi, tam 104 tane konuya ben ve yazar arkadaşlarım Ece Yörenç, Yonca Akasya, Melek Gençoğlu, Giray Elmalı, İrem Pekun, Hilal Çelenk yayımlanan bölümlerde değinirdik.

“Mahallenin Muhtarları” daha önce yazdığım “Perihan Abla” gibi ‘mahalle dizisi’ olarak anılır. Oysa İstanbul’un dışında, bugün hâlâ Anadolu’nun yüzlerce ilçesinde, bu tür yaşamlar vardır. “İstanbul’da mahalle kültürü yok oldu” diye düşünenler bugün bu tür bir dizi yapsalar, Anadolu’dan milyonlarca izleyiciyi kazanabilirler.

Yapımcılığını Hüseyin Apaydın’ın yaptığı “Mahallenin Muhtarları” dizisinde yer alan sanatçı dostlarımızdan ne yazık ki birçoğunu kaybettik. Hayatta olan sanatçılarımız; Cihat Tamer, Işık Aras, Erkan Can, Esra Akkaya, Kutay Köktürk, Sevil Üstekin, Gönül Edgüer, Alp Balkan, Filiz Taçbaş, Ayşe Demirel, Fulya Kumcu… Unuttuklarıma uzun ömürler diliyorum.